Özelleştirmeye Dair Sorunlar

Özelleştirme ifadesi, hangi dönemde sözü geçerse geçsin vatandaşı huzursuz eden ve gelecekte sorun teşkil edecek bir adım gözüyle bakılmıştır. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek öncülüğünde hazırlanan -dev özelleştirme hamlesi, ikinci özelleştirme dalgası gibi ifadelerle anılmaya başlayan- plan, ülkenin köklü sorununu da gündeme(!) getirdi. Özelleştirme nedir, ne değildir? Çok tehlikeli midir, savunulması doğru bir altyapıya mı dayanıyor? Soracak çok şey var ve cevaplar çok da karışık değil.

Özelleştirme, temel olarak Kamu İktisadi Teşebbüsleri’nin (KİT) mülkiyetinin ve yönetiminin tümünü veya bir kısmını (en az %51) özel sektöre doğrudan ya da dolaylı yollarla devretmektir. KİT ise kamu kaynaklarını kullanarak ekonomik yaşamını devam ettiren devlet kuruluşlarını kapsayan bir kavram. Bu yazıda özelleştirilen kurumları listelemek amacında değilim, başta Maliye Bakanının ve özelleştirme taraftarlarının öne sürdüğü yorumlarının ve savunma noktalarının ne kadar bozuk bir zeminde gelişerek yayıldığını göstermek ve bu konuda fikir edinmek yeterli olacaktır.

Özelleştirme Taraftarlarının Öne Sürdüğü Faydalar

1. Özelleştirmeler ile bütçe yükleri azalır, kaynaklar daha dengeli kullanılır.

Bakan Şimşek, açıklamalarında, özelleştirme sayesinde rekabetçi ortam oluşturularak kaynakların daha rasyonel kullanıldığını ve kalitenin kendiliğinden geldiğini ifade etmiştir. Yaygın olarak KİT’lere bütçeye gelir getiren kuruluşlar olarak değil de bütçeye yük getiren kuruluşlar gözüyle bakılmaktadır. Özellikle büyük gelir getiren KİT’lerin özelleştirilmesi ilk etapta bütçe yüklerini azaltıcı etki gösterir ancak belli bir süre gelir getirmeyeceğinden bütçe açığına yine olumsuz etki yapmaya devam edecektir.

2. KİT’ler kendi başına karlı değildir, bu yüzden özelleştirmeleri daha uygundur.

Bu ifade kısmen doğru olduğunu kabul etmekle birlikte bu durumun nedenlerini sorgulamak gerekir. KİT’lerin geçmişten bugüne gelen süreçte kar durumunun azalması devletin yanlış politikalarının sonucudur. KİT kuruluşları zamanla politikacıların ve onlara bağlı para babalarının isteklerine göre şekillenmiş ve bu kesimlerin müdahaleleri ile zor duruma sürüklenmiştir. Her gelen hükumetle şekillenen KİT kadroları ile gerçekten çalışan ve üreten kesimi birbirinden ayırmak gerekir. KİT’leri tekrar karlı ve güçlü duruma getirmek isteyen bu iki kesimi birbirinden ayıklayarak, zarar verici grubu saf dışı bırakmakla işe başlayabilir. Böylece KİT’lerin en büyük sorunları olarak gösterilen personel fazlalığı, kalitesizliği, hatalı ücret politikalarının da aynı anda saf dışı kaldığı görülebilir.

3. Devlet, ekonomiye değil asıl fonksiyonlarına odaklanmalı, elindeki kuruluşları özel sektöre bırakarak ana amacına yönelmelidir.

Böyle bir anlayışın doğru olduğunu varsayarak Türkiye’nin özelleştirmeye adım attığı ilk yıllar olan 1980’li yıllardan günümüze bakalım. Gerçekten de başarılı olduk mu? Yapılan planlamalara göre özelleştirme çabaları çok ağır ilerlemektedir, süreç oldukça yavaştır. 1923 yılı İzmir İktisat Kongresi’nde ülkenin kalkınmasında özel teşebbüs itici güç olmalı ve devlet, özel sektöre destek olmalıdır şeklindeki görüşlere yer verilmiştir. Cumhuriyetin kuruluşunun ilk yıllarında gerek yeterli insan gücünün oluşturulamaması gerek yeterli ekonomik birikime sahip olunamamasından ötürü bu görüş hayata geçirilemese de daha gerçekçi ve sağlam zemine oturtulmuş bir düşüncedir. Son on yılda özelleştirilen kurumların hangi yabancı ülkeler tarafından devralındığına bakıldığında özelleştirmenin bir diğer adının yabancılaştırma olduğu da doğrudur. Özetle özelleştirme müdahalelerinin çoğu başarıya ulaşmamıştır. Daha doğrusu devletin savunduğu karlılık ve verim üzerine başarı sağlanamamıştır. Türkiye’de özelleştirmenin müdavimleri olan ülkeler için aynı şeyi söyleyemeyiz.

4. KİT’ler hantal yapılarından kurtularak teknolojik gelişimlere daha açık hale, özelleştirme ile getirilebilir.

Bakan Şimşek, özelleştirme ile ilgili her açıklamasında rekabetçi ortamın oluşturulduğuna değiniyor. Rekabet adı altında uluslarası tekellerin eline teslim edilen kuruluşların devir işlemlerinden sonra ARGE harcamalarının kısıtlandığı ve işçi çıkarımlarının özellikle bu bölümlerden yapıldığı görülüyor. Kendi ülkelerinde teknolojik olarak bir kaç gömlek üstün olan bu tekellerin tümüyle ya da kısmen devraldıkları kuruluşlarla devlete katkı sağlaması beklenemez.

Yazının sonunu bir görselle bağlayalım.

bu_afisi_asarken_bir_kere_daha_dusunecekler13973013440_h1146804

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s